Evleri Taştan, Koyu Fırtınadan  | Hamile ve Anne
Kolik Nedir? Nasıl başa çıkılır?
Düz veya İçe Dönük Göğüs Uçlarının Tedavisi (Niplette)
Bezi Bırakma ve Psikoloji Gelişim
Bebeklerde Gaz Sancısını ve Koliği Gidermenin Yolları
Evleri Taştan, Koyu Fırtınadan 
28 Eylül 2016

Fırtınanın denizi içinde süt unutulmuş tencere gibi kabarttığı bir zamanda gittik Kadırga Koyu’na. Şayet orada denize girecek olsak, Gökçe’nin yetiştiremediğimiz vizesi dolayısı ile gidemediğimiz karşı ada Midilli’ye direkt geçecektik.

Böyle dalga görmedim ben ömrümde!

Tam da İstanbul’daki fırtına haftasına dek geldiğimizden ‘Vallahi de billahi de hep çarşaf gibi olur’ dedikleri denizin ütüsüne bir türlü dek gelemedik, denize girmeden de dönmek istemedik.

Başladık  “Rüzgar almayan koy nere?” sorgusuna. Benim aklımda Sivrice, eşiminkinde Sivrica diye kalan ve Türkiye’nin 80’li yıllarından kopup anakaraya bağlanmış gibi duran o koyu böylece bulmuş olduk.

Ekran Resmi 2016-09-20 15.28.31

Kıyı hattında çalmayan Serdar Ortaç’lar mı desem; büyük, masif ve insanların içinde nasıl olup da tatili bulduğunu anlayamadığım köylerin yokluğu mu; yoksa afili restoranların yerine salaş ızgaraların başındaki yerel ağızla konuşan kasketli yaşlı dedeleri mi bilemedim… Sanki Türkiye’nin 2016’sını değil de, Emel Sayın’ın gençliğinin birazdan arz-ı endam edeceği koyu bulduk ayak parmaklarımızın ucunda.

Koyun girişindeki çok zevkli ve fiyatının 1 milyon dolar olduğunu öğrendiğimiz taş ev olmasa, gerçekle bağımız eriyiverecekti.

Ekran Resmi 2016-09-20 15.48.09

Şehir betonuyla üzerime bu kadar çullanmasa, ben bu kadar salaşçı olmayacaktım biliyorum. Neo-klasiğimdir aslında ben. Ama modern, maskülen, kokoş, çıstak, her şey dahil, varak gibi kelime öbeklerinin dışında kalmak istediğimden; bu aralar ‘sazlıktan damı olsun yeter’e doğru kayan bir tatil anlayışım var.

Tatildeyken gündelik hayatımıza getireceği konfor için kendi inşa ettiğim, ama bir süre sonra esiri haline geldiğim rutinden; kolaylık versin ya da güzel dursun diye edindiğim ıvır zıvırın benden talep ettiği yıkama, ütüleme, derleme, toplama, toz alma mesaisinden muaf olmak istiyorum çünkü.

Bu da ‘temel ihtiyaç noktasında edinilmiş şeyler’e getiriyor beni. Eckhart Tolle olsa, ‘ego aleyhine büyüyen varlık’ derdi buna ve bu yükle beraber egomdan attığım ağırlık için sırtımı iki kere sıvazlardı eminim.

Koyun bana verdiği bu duygunun sağlamasını İstanbul’dan kopup gelen motorculardan, kır at kuyruklu amcalardan ve derli toplu hemcinslerimden de görebiliyordum üstelik.

Neyse konuya geleyim: Özelde Sivrice, genelde Assos taş duvarlı evleriyle, el yapımı dondurmalarıyla, bozulmamış; tatil sanayisinin ana üretim hattına teslim olmamış haliyle, ferah bir rüzgar eşliğinde denize girmek, açık büfe olacağım diye takoz haline gelmemiş yemek arayışındakiler için iyi bir rota. Suyu soğuk ama o kadar kusuru olsun Kadırga’nın.

Ekran Resmi 2016-09-20 15.44.59

 

Mavi ve yeşilden kalan bakiyesi taş evlerinden biri de benim…

Assos Tarafına Gideceklere Notlar:

  • Assos İstanbul arası yaklaşık 450 km; yol 5 saat civarı sürüyor. Biz yola gece çıktık, bebeler uyusun arabada sabırları tükenmesin, güneş ensemizde boza pişirmesin diye yola ya geç ya erken çıkıyoruz bu ara.
  • O tarafa gidecekler için mevsim yaz da olsa bence valizde 1 pantolon ve eşofman şart. Kekik kokulu rüzgarı insanı akşamları üşütebiliyor.
  • Çocuklar denize bolca girsin diyorsanız, Assos tarafı doğru seçim olmayabilir. Gökçeada, Bozcaada, Ayvalık ve buraya kadar Ege genelde adeti bozmayacak şekilde soğuk. Ben 15. dakikanın kulacını bulamadım.
  • Biz Büyük Yıldız Saray Otel’de kaldık. Koyda kıyısı olması, dalga varken girilebilecek havuzunun olması, bahçesindeki salıncak, mutfağındaki aşçı, dalındaki patlıcan bonusları. Kadırga’da beğenmediğim tek şey büyük tesisler…

Kanımca betona mağlup tesisler inşa edip, sonra yeterince bakım yapamıyoruz. Az olsun, bakımlı olsun, çiçeği bol olsun yetecek halbuki. Butik deyince hala yüksek fiyat anlıyoruz, yazık.

  • Dönerken Tariş’in Altınoluk’taki satış mağazasına girip zeytinyağı sabunu, zeytin yaprağı kolonyası,  zeytin yaprağı çayı gibi bilimum Karatay’cı ikmalleri yaptım. Bir de İstanbul’daki zeytinimi aldığım ama kilo fiyatını yüksek bulduğum sele zeytini, Küp Tepe’nin oradaki şubesinden aldım. Zeytin alırken kaybettiğim kendimi yarım kiloluk vakumların yapılmasını beklerken bularak döndüm İstanbul’a. Her iki alışveriş de İstanbul’a göre çok uygun fiyatlı oldu.
  • Dönerken İvrindi’de uğradığımız Değirmen Alabalık’taki başı yaşmaklı 15 kadar teyzenin yaptığı gece oturmasını ve oranın dereye açılan çimli büyük bahçesini unutmam mümkün değil. Yediğimiz köfte, yanındaki mezeler, sunum, bahçe, çay vs hepsi gecenin 23:00’nün sürpriziydi bize.

Ekran Resmi 2016-09-20 15.51.21

Dönerken yol, yine yine yine uzun sürdü. Olsundu, Ankaralı bilirdi, denizi olmayan kentlere dönmek çok daha küskündü.

 





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>





Bu sitede verilen bilgilerin profesyonel doktor tavsiyesi yerine geçmeyeceğini unutmayınız. Eğer ciddi belirtiler ve doktor tavsiyesi gerektiren durumlar söz konusuysa doktorunuza danışınız. Philips AVENT bu bilgilerin yanlış amaçlarla kullanılması sonucunda olabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamaz.

GİZLİLİK POLİTİKASI

YASAL UYARI
Bu blogdaki tüm fotoğraflar ve yazılar Philips AVENT'e ait olup, izinsiz kopyalanması ya da herhangi bir yerde kullanılması 5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNA göre yasaktır. İzinsiz kullanım durumunda gerekli yasal işlemler başlatılacaktır.