Hamile ve Anne | Hamile ve Anne | Page 3
Kolik Nedir? Nasıl başa çıkılır?
Düz veya İçe Dönük Göğüs Uçlarının Tedavisi (Niplette)
Bezi Bırakma ve Psikoloji Gelişim
Bebeklerde Gaz Sancısını ve Koliği Gidermenin Yolları
Bebek Telsizi Gerekli Bir Yatırım Mıdır? 
19 Ağustos 2016

Anne olmadan önce, ne gerek var, diye aklımdan geçirdiğim kalemlerdendi bebek telsizi. Bebek dediğin yanında olurdu, hem sonra biz büyürken telsiz mi vardı? Olmasa da, olurdu.

Olsa daha iyi olacağını anlamak için, pek çok tükürdüğümü yalamak durumunda kaldığım annelik fazına geçmem gerekti. Niye mi?

Bebekler, Uyku ve Gıda

Ben büyürken uykum yokmuş mesela. Bir araba ağlar, uyumazmışım da. Bunun adını Türkiye’de kolik koymak için kaç jenerasyonun geçmesi gerekti kim bilir?

Birincide yemeyen, ikincide uyumayan çocuğa bodosladığından, çok zorluk çektiğini tahmin ettiğim Annem’i mumla aramak için, yemeyen VE uyumayan çocuğu ilk tombalada çektim torbadan: Taparak büyüttüğüm bebem Gökçe uyusun diye, az cirit atmadım sokaklarda.

Şimdi aynaya bakınca, çatmayı çok sevdiğim kaşlarımın yanıbaşında beliriveren çizgilerin takvimden sonraki müsebbidir bu durum.

Ya Gökçe kanadında? Oraya da kayıplar yazılmıştır kuşkusuz: Uyku, bir çocuğun en istikrarlı ebeveyni olan rutinin en önemli girdisi çünkü. Bir çocuk uyuyorsa,

  1. huzurludur
  2. yiyordur
  3. büyüyordur – yiyen çocuktan, daha çok hem de. Büyüme hormonu denen şey uykuda salgılanıyor zira.

Yemeyen ve uyumayan çocuğu Annem’den daha büyük bir talihsizlikle tecrübesizken bulduğumdan, Çınar dünyaya geldiğinde becermeye ahdettiğim en önemli kalemdi uyku. Onu etkileyen her parametreyi oğlaklara özgü bir titizlikle kontrol altına aldım.

Ekran Resmi 2016-08-19 15.59.41

Uyku eğitimlerini hatmettim bir yana, onu iyileştiren her şeyi de tedarik ettim.

Sinekleri uzak tutan ve kimyasal içermeyen limon yağı, ışığı içeriye sokmayan panjurlar, gece uykusu için gerekli karanlığı sağlayacak kalın perdeler, dışarının seslerini minimize eden ve uyku vaktinin geldiğini gösteren uygulamalar… Hepsi resmi geçidindeydi Çınarko’nun uykusunun. Buna bir de gündüzleri kapadığım oda kapısını ekleyebiliriz.

Ancak bebişten ses almadan onu kapalı bir kapı ardında bırakmak, becerebildiğim bir şey olmadığından, telsizleri dost belledim.

Onu odasına koyunca, ben işime ve yetişkin yaşamıma, o telsizinin güvenliğinde derin uykuya… Bir bebeği yetişkinliğe taşıyan köprüde kilit taşı anne sütü gibi görünse de, bir ömür boyu etkilerine bakarak uykudur diyebilirim ben aslında.

Ve telsiz bir bebeğin annesi için güvenlik demek olduğu kadar, kesintisiz yetişkin yaşamı ve bebek uykusudur çokça.

En İyi Telsiz Hangisi? 

Bebekle iletişimi kesintisiz sağlayan telsizdir hangisiyse odur diyeceğim ben bu soruya.

  • Ebeveyn ünitesi gerektiğinde pille çalışıp, kablodan bağımsız hareket edebilen, seni bir bulaşık makinasına, bir ocağın altına, bir bilgisayardaki dosyana götüren ama şarjı bittiğinde seni sesle uyarandır mesela.
  • Frekansı ikide bir apartmandaki diğer bebek telsizlerininkine karışmayanıdır.
  • Şehre tatil gelice, valizde çok yer tutmayanıdır. Mümkünse bebek uykudayken seni bahçede ya da havuzdaki keyfinden koparmayanıdır. Menzili uzun olandır.
  • Servisi yaygın olup, ona hiç gerek bırakmayanıdır.

Ben severim Avent telsizi, nedeni bundandır.

Ekran Resmi 2016-08-19 16.21.30

Bu arada Philips Avent telsiz, sadece benim değil; ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Polonya, İspanya, Rusya ve Çin’de çocuk bakımı ürünleri ve markaları kullanan 36.000’den fazla kadının da birinci tercihidir. Aralık 2011’de TNS çevrimiçi memnuniyet anketine göre, Avent Telsiz annelerin 1 numaralı tercih olmuştur.

Telsiz kararı vermek için daha okuruz diyorsanız, evvelce yazmıştım:

Notlar:

Uyku eğitimi dedin, peşini getirmedin demeyin. Notlar burada:

Gerçek esansiyel limon yağı ülkemizde zor bulunuyor. Ben Brüksel’den aldım ama bulabiliyorsanız, sinek ve haşerat kovma performansında cibinlikten bile etkili diyebilirim.

Dışarıdaki sesleri bloke eden beyaz gürültü uygulamaları için White Noise App benim en sevdiğim.

 

 

 

logo




Ergenleri Kuşatan Sosyal Medya Tehlikesi
04 Ağustos 2016

Kendini büyümüş zanneden kişiye ergen, küçük olmaktan çıkmış, lakin henüz büyük bedenine girememiş; arafta acı çeken ruhun annesine de yazık denir. Küçümeninin yiyebileceği okkayla kazık olduğunu net bilir çünkü.

Bir de babalar vardır ki, ilgilileri ergenlikte kimi annelere taş çıkartır. Kızının maruz kalacağı erkeklerin hormonal sağnağından geçmiştir zira bir kez.

MAKES

Benim bebeler henüz küçük olduğundan, yolum ergenlerle çok kesişmiyor. Lakin şimdi tatil vakti. Öten berim okulu kapatıp gelenle dolu. Kristal gibi sulara dalıp çıkıyor ve 2 gün önce şehir hamamında kendi terimle yıkanan halimi uzak bir çocukluk anısı gibi hatırlıyorum.

Bodrum’da Kos’a komşu koya gelen tekneler, daha az bangırdatıyor “Yavrum kaldır kollarını, teslim ol etrafın sarılı” diyen ve 2 yıldır tatilimin tek şikayet kalemi haline gelen Türk Pop Müziği faciasını. Bu şarkıyı sevenlerin olması beni ürkütüyor. Sevenlerin gençler olması daha çok!

Şezlonglara henüz sigara dumanı perdesi inmediğinden, keyfim iyi. Tek kaygım iki solumuzda oturan 15 yaşın dünyayı algılama şekli ve elinde tuttuğu cep telefonu ile 1 saati bulan konuşmasını 6 yaşındaki kızımın duyuyor olması!

Gökçe’nin kulaklarını kapat işareti yaptığım eşim, gülerek boşluyor beni. Oysa masumun dünyayı algılama şekli, onu da kaygılandırıyor; anlıyorum.

Tehlikenin adını biz değil, Dr. Jill Sanders koysun: Ergenken insan beyninin yarısı gidiyor. Mecazi değil, gerçekten!

Ve biz bu yarım beynin komuta ettiği ele, dünyayla kesintisiz bağlantı sağlayan bir cep telefonu veriyoruz!

Başkalarının duyuyor olmasından zerre kadar rahatsız olmadığı konuşması tehlikelerle o kadar dolu ki, elinde tuttuğu cep telefonu kurşunu sürülmüş bir silah gibi patlayabilir biliyorum.

Bir Instagram hesabı olduğunu duyunca, soğuk suya dalmış gibi oluyorum: Acaba ne paylaşıyor ve annesi biliyor mu paylaştıklarını?

Bilmeli oysa. Özellikle kız çocukların görünüm üzerinden sosyal bir baskıya maruz kaldıklarını ezbere bilmesi gerektiği gibi! Beyin hücrelerinin yarısını yitirmiş birinin, yolunu da yitirmesi işten bile değil çünkü.

Ergen Anneleri Ne Yapmalı? 

Screenagers filmiyle dünyasına girdiğim ergenlik için uzmanlar, “Aileler çocuklarının telefona erişimine kısıtlamalar getirmeli” diyordu. “Çocuklarınızın telefona erişimini, kendinizin de uyacağı kurallara bağlamalısınız” derken, bu gemide hep beraber olduğumuzu, çocukların da bilmesinin önemini vurguluyorlardı. Bir de çocukları kendimizi tabii tuttuğumuzdan daha sıkı standartlara maruz bırakamayacağımızın.

Ekran Resmi 2016-08-04 17.31.37

Çünkü…

Özgürlüklerini bizim nesle göre daha kolay kazanmış şimdiki ergenlerin, hayattan alacakları dersler, yazık ki daha pahalı. Dünya birbirine bu kadar kenetlenmişken, sütyenle çekip arkadaşına gönderdiği masum bir eğlencelik resmin, onun arkasından uzun bir yol yürüyebileceğini, utançlarının uzun bir zaman dijital kimliklerinde yaşayacağını bilmeliler.

Bu hikayenin aynısını yaşayan Amerikalı bir kızı anlatıyordu Screenagers filmi. HT Hayat özel gösteriminde filmi beraber izlediğimiz Uzman Psikolog Nilüfer Devecigil, bu gibi hatalara kurban gitmemek için yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor :

Çocukların yanında olduğumuzu gerçekten bilmeli gençler. Yoksa cılkı çıkan sosyal medyanın “Yavrum kaldır kollarını, teslim ol etrafın sarılı” diye esir aldığı masum, pekala bizimki olabilir.





Bebek ve Çocukla Barcelona’ya Gidilir Mi?
15 Temmuz 2016

Kaçarım olmasın diye buraya yazmıştım, sadece sevgilinle gidip gezilmesi nefis olacak Barcelona’ya bebek ve çocukla gideceğimi.

Aklımda bir ajanda var çünkü: Üniversite vakti gelince, Gökçe Amerika’yı değil, Akdenizli bir Avrupa kentini seçsin istiyorum. Metroların temizlik koktuğu, sokakların günde iki kez yıkandığı bir Akdeniz kentinin, en az endüstriyel benzerleri kadar organize olabildiği gecesi ayrı, gündüzü ayrı kıpır Barcelona’yı mesela.

Ekran Resmi 2016-07-15 16.46.01

İçlerine girip dakikalarca çıkmak istemediğim butiklerle dolu Gotik Mahallesi’nde içsin kahvesini. Ya da La Ramblas’a paralel inen sokaklardan denize kavuşan yolların başında durunca, kendisini vaktiyle annesinin hissettiği gibi hissetsin: 1.60’lık boyumla bana Victoria’s Secret kanatlarını takmış gibi hissettiren bu şehrin ruhu, onu da yükseltecek biliyorum.

Barcelona’ya gitmeyi çok istediğimden, -bir de 4 yıl boyunca dilimden düşürmediğimden- eşimi, annemi ve ablamı da razı ediyorum. Ve biz 6 yaşındaki Gökçe ve 2 yaşındaki Çınar’la, 4 saatlik bir Mission Impossible uçuşuna çıkıyoruz.

Ekran Resmi 2016-07-15 16.48.27

Lakin Barcelona Katedrali önünde pazar günleri özellikle yaşlı kentlilerin katıldığı yerel dansı kaçırmıyoruz. Gece olunca çocukları otelde teyze ve anneannesine bırakıp, eşimle tapasları turluyor, ilerde çocukla geliriz diye planlar yaptığımız ilk ziyaretimizi yadediyoruz.

Bizi en çok mutlu edense, bir sokak arasından geçerken birbirine dolana çözüle dans eden sokak dansçılarının yaptığı tango ya da sıkı Katalan ve sıkı Katolik olan bu kentin katedrallerinin birinin arkasındaki çıkmazda kulağımıza çalınan çello tınıları…

Picasso ve Miro’yu Çınar’ın da biraz daha büyüyeceği sonraki gezimize bırakıyoruz. Şehrin İstiklal Caddesi olan La Ramblas’nın teklifsizce açılıverdiği Balık Pazarı Bouqeria’da Endülüs Tarzı çöpleniyor, üstüne çocuklara fırından taze çıkan tatlılar ısmarlıyoruz.

Pandispanya’nın Pan di Hispania demek olduğunu, Osmanlı’ya gelen Yahudilerle dilimize yerleşen ve bugün neden kek anlamına geldiğini anlamadığım ekmeğin, İspanya’ya özlem anlamına geldiğini öğreniyorum ablamdan. Yerlerinden istemeden sökülen tüm insanları düşünerek, içim buruk içiyorum en güzeli Palosanto’da yapılan Sangriamı.

Ekran Resmi 2016-07-15 16.53.31

4 tapasın kesiştiği yere bir park koyan Barcelona’yı, çocukları yetişkin hayatına hissettirmeden soktuğu için çok seviyoruz. Ayaklarımız geri geri giderken ayrılıyoruz kentten.

Barselona’ya Çocukla Gitmeyi Düşünenlere İpuçları:

Barcelona elinizi kolunuzu sallayarak mekan ziyareti yapabileceğiniz bir kent değil. Yığılma olmasın diye randevu usulü çalışıyorlar. Dolayısıyla gitmeden planlama yapıp, gider gitmez rezervasyon yapmanızı öneririm. Bir de her ayın ilk Pazar günü, çoğu müzenin girişi ücretisiz. Girişler çok pahalı olduğundan, bunu bilmekte fayda var.

Ne zaman gidilir:

Yaz ayları çok sıcak olacağından, tavsiyem mayıs gibi ya da eylül sonu gibi gitmek. Scooter ve bebek arabası ile kenti gezmek gerçekten kolay. Metrosu pratik.

Neye dikkat edelim:

Metrodaki ve şehirdeki cepçileri meşhur, dikkat. Yanınızda çok az para ile pasaportların sadece fotokopisini taşıyın. Stilinize eziyet edecek biliyorum ama cüzdanı öne doğru asacağınız sırt çantasına koymak, en iyi ipuçlarından.

Yemek & İçme:

Yunanistan kadar rahat etmesek de, Akdeniz Mutfağı olduğundan Barca’da sorun yaşamadık. Dönerken ne almadan dönülmez derseniz Moskatel diyebilirim; şarap likörüdür kendisi ve başlangıç noktası olan İspanyol şarabı kadar da iyidir.

En zorlandığım:

Uçuş için THY’yi seçtik, iyi de etmişiz. Erken alınca bilet fiyatı makul. Uçuş uzun olmasa, durup durup giderdim ben Barcelona’ya. Bizi tüm seyahat boyunca tek zorlayan dönüş yolundaki pasaport kontrolü sırasında uykusu bölünen Çınar oldu. Kaosa dönen uykusu, onu uçakta pimi çekilmiş bir yumurcak haline getirdi. Bayram trafiğinde araba kullanmak mı, yoksa bir toddler’ın bu haline katlanmak mı diye sorsanız, düşünmeden ilki derim.

İyi ki:

Merkezde ev tutmuşuz. İki çocukla elimizi en çok kolaylayan bu oldu. Happy Apartments Las Ramblas’da, limana yakın konumu, temiz ve şık oluşu ile gönlümüzü fethetti. Yine gidersem yine orada kalırım.

Dinleyelim: 

Aslında kendisini Barselona’da değil, Cordoba’da Shazam’ladığım bir cafede keşfettim ama Diego El Cigala İspanya denince artık aklıma gelen ilk ses. Bebo Valdes ile çalığı parçalarını, oğul Valdes ile çalan Buika’dan çok sevdiğim doğrudur. Aşağıdaki favori parçam, olmadı Lagrimas Negras’ı deneyin. Ve lütfen söyleyin, haksız mıyım?

Bir İspanya güncesini, çingene müziklerini ve güzel kahveyi hayatıma sokan Isabel’i anmadan bitirsem olmaz. İspanya aşkı denen mikrobu, vaktiyle çalıştığım Bursa’daki fabrikaya yolladığı kargolardan kapmış, bu gezileri onun kutularından çıkan topuk sesleri ve kahve kokusu ile hayal etmeye başlamıştım. Huzur içinde uyu Tenerife’nin demli ruhu.

Kategori: Genel
Etiketler:




Çocuğunuz Karanlıktan Korkuyor Mu? 
18 Haziran 2016

Gökçe (6 yaş) geceleri genişleyip her şeyi yutacak kadar büyük bir ağzı olan karanlıktan şimdi korkmuyor ama 3,5 civarında bir ara çok korkmuştu. Onun yaşındayken karanlıktan ben de ölesiye korktuğumdan, korkusu yakın gelmişti bana.

Görsel babycenter.com'dan alınmıştır.

Küçükken yaşadığımız Ümitköy, Ankara’nın şehir bitti tabelasının 10 km. gerisinde başlardı: Gündüzleri yeşil bir deniz gibi dalgalanan buğday tarlaları ile masalsı; geceleri ise Miyazaki’nin Ruhların Kaçısı’ndaki kasabası gibi ıssız olurdu. Evin salonu, girmemize izin olmayan tek oda olduğudan, en çok onun önünden geçerken korkardım karanlıkta. Dışarıyı içeriye alan sokak kapısına da yakındı zaten bizim salon.

Çocuğun girmesi yasak olan salon, o yıllarda hayret edilen bir şey değildi elbet; hatta o yılların kelime bulutundaki en büyük öbekti. Evet ya, bizim nesil siyah beyaz televizyonla ve sadece misafirin kullanımı için ayrılmış misafir odasıyla büyümüştür. Çok mu 1976?

Neyse, yanımda benden 4 yaş büyük ablam olmadan önünden bile geçmezdim salonun. Nice sonra yanımda ablam olmadan büyük kentlerde yaşamak da istemediğimi fark etmiştim, ama bu başka bir yazının dökümüdür…

Yanında benimki gibi elini tutacağı bir ablası olmadığı için Gökçe’ye üzülmüş, masum addettiğim çizgi filmleri izlediği TV’yi kapatana kadar da geçirememiştim korkusunu.

Yazının ortası gelmişken söyleyeyim…

Çocuklar için çok az çizgi film olduğunun farkına varmış bulunmaktayım. Sürekli aynı tonda konuştuğu için 3 izlemeden sonra bir yetişkini nakavt edip yere serebilecek Caillou hariç, hemen hepsi küçümenlerin korkularını besleyecek öğeler içeriyor; ve dahi 80’lerin tapılası Tom ve Jerry’si bile.

Animasyon endüstrisinin çocuğu değil, çocukla seyri paylaşan yetişkini eğlendirdiğinin farkındasınız değil mi?

Neyse, ben TV düğmesinin azmettirdiği korkuya ayana kadar Gökçe’nin bulduğu çözüm bizim yanımızda yatmak olmuştu. Attachment Parenting’ci* olduğumuzdan, eşimle aramıza koyacağı mesafeye razı olmuş, onun vaktiyle mağaralarda benzer şekilde tesis edilen, haliyle genlerinde olan güvende olma ihtiyacına saygı göstermiştik.

PicCredit: https://www.tumblr.com/tagged/monster-under-bed

Şimdi eski kurt dedeyi dinler gibi okuduğum Jean Jacques Rousseau’nun Emile’ini o zaman okumuş olsaydım, onun önerdiği gece oyunlarını kurar, korkusunu sadeleştirirdim oysa.

Jean Jacques Rousseau Karanlığı Sevdirmek İçin Neler Önerir? 

Geceyi keyifli hale getirin diyor özetle topluma sözleşme yazdıran büyük usta ebeveynlere. “İçinde sürprizler barındırdığını bilirlerse, çocuklarınız karanlıktan keyif alabilir,” diyor önermesi.

Misal…

“Bu gibi oyunlar gecenin inceliğini ve ruhunu kavramayı sağlar,”  diyor Rousseau.

“Dahası için hayal gücünüzü kullanın. Eğer size her şeyi en ince detaylarına kadar anlatmam gerekiyorsa, beni hiç okumayınız,” diye de azar kayıyor. O nedenle oyunları hayal gücünüze bırakıp, önerileri kısa kesiyorum. Gece karanlıkta siz eğlenin, çocuğunuz da mesajı alacaktır diyor yaĞni, çok mu 1762?

* Çocuğun ihtiyaçlarını öncelikli gören yeni nesil bağlanma tipi ebeveynlik. Bizim jenerasyonda biraz eskidi ama, bir üst ekol modeli henüz sürülmedi sanırım piyasaya.





Bir Yetişkin Hastalığı Olarak DEHB
14 Haziran 2016

DEHB yani Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu. Çağımız çocuğunun – anne babasının demedim farkındayım- korkulu rüyası.

Vizyonda gereğinden uzun kalan bu korkulu rüyayı günümüz çocuğu korkulu gözlerle izliyor, zira hemen hepsi aynı yaftayı yemeye hazır: Biraz kıpradı mı çocuk, ötelerden bir kaş yükseliyor: Sizinki biraz aktif mi?

Dikkat toplayamama, aşırı hareketlilik, kontrol bozukluğu olarak öğelerine ayırabileceğimiz DEHB, Türkiye’de 600.000 civarı kişide görülüyor. Bebeklikten başlayıp ömür boyu sürebilen bir sorun olarak tanımlanan DEHB’nin, çocuk ve ergenlerin %5,3’ünü etkilediği söyleniyor*.

Lakin ben bu rakamın fazlaca abartıldığına inanıyorum.

Yetişkinler için bir şey demeyeyim ama çocuklar için tehlikeli bir tanımlama yapıldığına kaniyim. Modern çağın gazladığı her hastalık gibi bu hastalığa konan tanıların da büyük kısmının doğru olmadığını düşünüyorum: Bizim neslin görmediği kadar çok alerjik veya hiperaktif çocuk var şu an.

Alerji mağduru çocuklar, testler, tanılar, yanlış tedaviler ve onunla ilişkili endüstriyel gelirler bir başka yazının konusudur ama bu DEHB, daha sinsi bir hastalık bence. Çünkü çok daha egoist bir yerde baş veriyor: Tahamülsüz yetişkin ruhunda. 

Geçenlerde oğluna hiperaktivite teşhisi konmuş bir baba ile tanıştım. Bakıyorum çocuğa, diğerleri ne kadar koşuyorsa, o da o kadar… Gökçe’yle beraber parende atarken “Bizimkini durdurmak için ilaç kullanıyoruz” deyince “Başka bir çocuğunuz daha mı var?” diye soruyorum hayretle!

dehb_doga

Prof. Ahmet Aydın’ın önerdiği şekerden, buğdaydan uzak Taş Devri Beslenmesi’nden, bir arkadaşımın önerdiği, taparak okuduğum Doğa’daki Son Çocuk Kitabı’ndan ve Amerika’da DEHB teşhisi konan çocukların artık sakinleştirici kapsüllerle değil doğa terapisi ile tedavi edildiğinden bahsediyorum; boş boş bakıyor bana: “İlaç kullanmak o kadar da kötü bir şey değil” diye geriliyor önüme.

Yetişkin egosunun bir başka Berlin Duvarı’na tosladığımı anlıyorum. Bu savaşı kazanamam biliyorum. Bir çocuğu hiç bir kalem kendi ebeveyninden koruyamaz, bir kez daha kahrediyorum.

Ama soralım… Niye durmaz bazı çocuklar?

Evlerin artık eşya yığını haline gelmiş, huzur vermekten ziyade stres yaratan obez mekanlar haline gelmesi olabilir mi sebep?

Ya da çocuğun bir kapatma düğmesinin olmadığı, yetişkin ruhunun saatine uyumlanmakta zorlanabileceği gerçeği. Ben bir gece evvel partilediysem o güzel kentte, benimle aynı uçağa binen çocuk da uykusunu alamamış olabilir mi acaba bi’ ihtimalle?

Sir Ken Robinson’ın efsane bir TED sunumu vardır, belki biliyorsunuz.

Adı henüz konmadığı için DEHB teşhsi konmamış ama okulda uyumsuz ve başarısız bulunmuş Gillian Lynne bir uzmana götürülür. Annesinin şikayetlerini yirmi dakika boyunca dinleyen uzman, annesi ile yalnız görüşmek istediğini söyler ve çıkar odadan. Tam çıkarken radyoyu açar.

İçeriyi gözlemledikleri yerde annesine şöyle der: “Bayan Lynne, çocuğunuz sorunlu değil, bir dansçı. Düşünebilmek için hareket etmeye ihtiyacı var.”

O muayene o gün ona ilaçlar yerine bir dans okulu reçete etmiştir. Nice sonra Gillian Lynne’in baş dançı olmasına, Cats gibi çok uzun süre sahnelenen efsane müzikallerin koroegrafisini yapmasına, kendi şirketinin olmasına, milyarder olmasına hatta Dame olarak şövalye payesi almasına şaşırmış mıyızdır?

Hayır. Yeter ki o çocuğun bastığı tahammül sınırı bizimki olmasın.

O yüzden biri size “Sizin çocuğunuz çok hareketli, duramıyor.  Onu bir doktora götürün” diyorsa, boş verin bence. Bu yüzden gereksiz yere ilaç alan kim bilir kaç vizyon mağduru çocuk var bu ülkede.

 

 

* Bilgiye kaynaklık eden eğitimin notları burada.

 









Bu sitede verilen bilgilerin profesyonel doktor tavsiyesi yerine geçmeyeceğini unutmayınız. Eğer ciddi belirtiler ve doktor tavsiyesi gerektiren durumlar söz konusuysa doktorunuza danışınız. Philips AVENT bu bilgilerin yanlış amaçlarla kullanılması sonucunda olabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamaz.

GİZLİLİK POLİTİKASI

YASAL UYARI
Bu blogdaki tüm fotoğraflar ve yazılar Philips AVENT'e ait olup, izinsiz kopyalanması ya da herhangi bir yerde kullanılması 5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNA göre yasaktır. İzinsiz kullanım durumunda gerekli yasal işlemler başlatılacaktır.