Hamile ve Anne | Hamile ve Anne | Page 30
Kolik Nedir? Nasıl başa çıkılır?
Düz veya İçe Dönük Göğüs Uçlarının Tedavisi (Niplette)
Bezi Bırakma ve Psikoloji Gelişim
Bebeklerde Gaz Sancısını ve Koliği Gidermenin Yolları
Şiddete Maruz Kalan Çocuklarla İletişim
21 Haziran 2013

Uzman Psikolog’umuz Pınar Mermer Anlatıyor: 

Son günlerde yaşanan toplumsal olaylar psikolojik olarak hepimizi etkiliyor. Düşünce yelpazesinin neresinde durursak duralım endişe, merak, öfke, üzüntü, heyecan çaresizlik gibi hisleri bir arada yaşıyoruz. Biz yetişkinler bile bu durumla zor baş ederken, her zaman her şeyin farkında olan çocuklarımızın etkilenmediğini düşünemeyiz.

Çocuklarımız televizyonda, internette, yetişkinler konuşurken şiddet içeren görüntüler veya konuşmalara şahit oldular. Hatta bazı çocuklar mahallelerinde ya da evlerinde bizzat yaralandılar ve gaz bombalarıyla karşılaştılar.

Bu sebeple son günlerde çoğu ebeveynin sinirli, uykusuz, endişeli ve tahammülsüz olduğunu çocukların ise korku içinde olduğunu görüyoruz.

Hepimiz çocuklarımızı korumak istiyor ve en doğru yaklaşım konusunda kararsız kalıyoruz. Bu yazının amacı çocuklarımızı travmatik olaylarla ilgili doğru bilgilendirmek ve onları korumak.

Çocuklara Olanları Nasıl Anlatmalı?

Korumak deyince bizim aklımıza genelde saklamak gelir. Oysa çocuklar hassas duygu antenleriyle her şeyi hissederler. Yaşı erenler bilgisayarlarının başına geçtikleri an dünyanın her köşesinden haber alabiliyor zaten. Çocuklar artık eskisi gibi büyüklerin konuşmalarına uzak da değiller: Onları dinliyor, cevaplar talep ediyor, fikirlerini söylüyorlar.

Çocuklara neler olup bittiğini anlatmamak, onların kaygısını artıracağından doğru bir yöntem değildir. “Bu kadar korkunç ne oluyor ki annem , babam bunu benden gizlemeye çalışıyor?” diye düşünebilir; kafalarında çok daha korkunç senaryolar kurabilirler.

Onlara hiçbir şey fark ettirmemeyi başarsak bile, toleranssız ve endişeli olduğumuza şahit olduklarında, buna sebebin kendileri olduğunu sanırlar, ki bu da onlara kendilerini suçlu hissettirir.

Fransız psikanalist Dolto, bebeklere bile her şeyin anlatılması gerektiğini söyler. Çünkü Anlarlar.

Çocuklarımıza yaşananları anlatırken kullandığımız dil çok önemli. Uzun cümleler kurmayın, basit bir dil kullanın. Yaşananlar karşısında hissettiklerinizi söylemekten kaçınmayın. Çocuğunuzun da  duygularını ifade etmesi için onu yüreklendirin.

Hatta duygularını onun yerine adlandırın ve bedenlerinde bıraktığı hissi tarif etmelerini isteyin. Örneğin heyecanlanınca kalbimiz küt küt atar, terleriz, nefes alıp verişimiz hızlanır gibi.

Konuşurken neleri filtreleyelim?

Çocuklara insanların kötü şeyler yaptıkları için şiddete uğradıklarını ve şiddeti hak ettiklerini söylememek gerek. Bunu söylediğimiz noktada çocuk yanlış bir davranışının sonunda şiddet göreceğini düşünüp korkacak ve başkalarında hoşuna gitmediği bir davranış görünce şiddeti kendine hak sayacaktır.

Bazı çocuklar intikam almak isteyebilir, farklı görüşteki çocukları dışlamak isteyebilir. Böyle bir durum onların ruhunda zor kapanan yaralara sebep olabilir. Buna izin vermemek gerekir.

Çocuklar kolay inanır. Yanlış bilgiler çocuğunuzun kafasını karıştırabileceğinden, çevrede duyduklarını mutlaka gelip size anlatmalarını isteyin.

Bu dönemde

Unutmayın çocuklarınız her şeyin farkında. Bol bol sarılın onlara ve aklı başında insanlarla kalabalık olmalarını sağlayın. Yalnızlık hisleri derinleşecek olursa, korkular geliştirebilirler. Eğer çocuğunuzda korkular, alt ıslatma, yalnız kalamama, iştahta değişim, öfke patlamaları, uyku problemleri görürseniz bir ruh sağlığı uzmanına danışın.

 





Endülüs Gezisi’nden Meraklısına Notlar
30 Mayıs 2013

Kurtuba Cami’nin orta yeri Katedral demiştim son yazıda.

Şairin dediği gibi palmiyeleri andıran ve mimarisi dolayısıyla sonsuz sayıdaymış gibi görünen sütunları mı anlatsam size, yoksa insan ruhunu yukarılara çeken havasını mı bilemedim.

Kurtuba Cami. Çift kemerler sayesinde tavan daha yüksek yapılabilmiş. Sütunlara bakınca sonsuz sayıda olduğunu düşünüyorsunuz.

Gördüğüm en güzel mihraplardan olan, altın yazılarla bezeli, gözlerin bakmaya doyamayacağı oymalı mermer mihrabın önünde elimi açıp dua ederken buluverdim bir ara kendimi.

Kurtuba Cami'nin muhteşem mihrabı

Onu Katedrale çeviren Aragon ve Kastilya Kralı 5. Charles’ın dediği gibi, “Eşi benzeri olmayan bir şeyi almış, içine her hangi bir Hristiyan kentte bulunabilecek bir katedral yapmışlar.” Ne deyim!

Meraklısına Notlar

İstanbul’dan 4 saat uçtuğumuz Endülüs, en iyi bahar aylarında gezilir. Aksi halde çok sıcak bir hava ve fiyatları yukarı çeken bir güruh ile karşılaşmanız mümkün. O kadar yol ve masraf yapmışken söyleyeyim, bu seyahatin hakkı en az 7 gündür. Granada, Sevilla ve Cordoba için de 3, 3, 1 şeklinde ayırmak kanımca yeterli.

Granada

Alplerin Akdenizlisi tanımını hak eden Granada, zümrüt dağları, gürül gürül akan nehri, bohem, şık kafe ve parklarıyla bu rotanın incisi. Elhamra Sarayı için biletleri önceden web sitesinden almak uzun sıraları beklemeden atlamayı sağlıyor.

La Cueva'da bir öğlen

Granada’ya gidince kenti adım adım dolaşın, Los Italianos’da dondurma yiyin, öğlen yemeklerinin rehavetini La Cueva’da yerel halkla karşılayın. Akşam 20.00’den önce çoğu mekanın kapalı olduğu İspanya’da kötü bir şey yemeniz zaten ihtimal dahilinde değil.

Sevilla

Sevilla’da kalacağınız oteli bizdeki kale içi tabir edeceğimiz Barrio de Santa Cruz’dan veya yakınından seçmekte fayda var. Bütün atraksiyonlara yürüyüş mesafesinde kalırsınız, ki Sevilla’da görecek çok yer var.

Cordoba

Cordoba ise İspanya’nın en şahane 12 hazinesinden 1. seçilen Kurtuba Cami dışında pek de havalı bir turistik gezi vadetmiyor. Kaçılası sayfiyelerin plastik sandalyeleri ve yeşil halıları Kurtuba’ya inince Çıkıveriyor karşınıza.

Bir zamanlar İstanbul’u bile geride bırakmış, tarımla akıl almaz bir zenginlik üreten bu kent, şimdi sanki yalnızlığına terkedilmiş. Havalı Tapas Bar’ları Sevilla’da bıraktığınıza hayıflanmak istemiyorsanız, günübirlik bir geziyle bile uzanabilirsiniz Cordoba’ya.

i-Yurtdışı

İngilizce bilmek İspanya’da iletişim kurmanın garantisi değil. O sebeple teknolojik donanımınızın olmasında fayda var. Meşhur AVM El Corte Ingles’in teknoloji katından alacağınız sim-card ile şehrin sakini gibi dolaşmanız mümkün.

Bizde hep açık uygulamalar Google Maps – ki aslında Waze de olurdu, yemek yenecek yerler ve mutlaka tadına bakılacaklar için Four Square (gittiğim yerlere ve yorumlara avent annesi müge kullanıcısından bakabilirsiniz) ve Yelp‘ti. Görülmesi gereken yerler ve karşılaştırmaları için Triposo ve Trip Advisor desteği aldık. Google Translate ve her menüye baktığımda, bu ne ki dediğim Google Görseller namerde muhtaç etmediler bizi. Otellerimin tamamını booking.com‘dan ayarladık, arabayı ise rentalcars.com‘dan. Uygun fiyatlı uçuşları bulmak için de kayak.com‘a bakılabilir. Bu önerilerin biraz daha genişletilmiş versiyonu için şuraya bakabilirsiniz.

Son Söz

Müslüman Endülüs’ün Rönesans’ı tetiklediğini, onun kullanacağı bilgileri sadece koruyup saklamakla kalmadığını, aynı zamanda yorumladığını ve ileriye götürdüğünü biliyoruz. İnsandan arındırılmış sıkıcı tarih derslerinden kafanızı kaldırmak ve kimliğinizin bir bölümü ile gurur duymak istiyorsanız mutlaka görün Endülüs’ü.

Yalnız uyarmış olayım, her giden biraz eksik dönüyor Endülüs‘ten!

 





Yumurcakla Endülüs’e Gidilir Mi?
23 Mayıs 2013

Biz bu soruyu Lübnan, Tayland ve dahi Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Macaristan’dan müteşekkil Orta Avrupa üçlüsü için de sormuş, sonra gidilir yahu demiştik.

Ama Gökçe 2 yaş krizini 3 yaşında yaşamaya mı karar verdiğinden nedir, bu seferki İspanya seyahatimizde yıprandık biraz.

Orta Çağ Avrupası’na hakim güçlerin legosu, taşa tahtaya oyulmuş bir şiir olan Elhamra Sarayı, onun için mühendislik harikası havuzlarında suyu şıpırdattığı bir yerden ibaret oldu.

Elhamra Sarayı, Cordoba

Macellan’ın dünyayı dolaşmaya çıktığı seyahate başlamadan önce kuvvetli rüzgarlar için Alcazar Sarayı’nda diz çöküp dua ettiği sunak da, baba dışarı çıkalım mı talebi.

Bir zamanlar minaraye müezzini atıyla kolayca çıksın diye merdiven yerine rampa yapılan Giralda, bizim için nefes kesiciydi, onun içinse bir kaç çanın aynı anda çaldığı gürültülü bir yer.

Sevilla’da o kadar sıkılmış ve bağımsızlığını ilan etmişti ki, Cordoba’da bir restoran’da yan masamızda oturanlar “Tanıyoruz özgür ruhlu miniği Alcazar’ın Bahçesi’nden” dediler.

Nefesini tuttuğu ve bravo salvolarını saldığı tek bir yer vardı: Flamenco Müzesi’nde nefes kesen topukların üzerinde kızın eteklerini, delikanlının saçlarını bir oraya bir buraya savurduğu,  yanık ezgilerin ciğerimizi dağladığı Flamenco Gösterisi. Bir gül kadar narin bir kızın, taç yapraklarından arınıp sahnede alev alan bir dikene dönüşmesini izlediğimiz sırada, Gökçe de nefesini tutmuş izliyordu. Flam- ateşten geliyormuş, tevekkeli!

Sevilla'daki Flamenco Müzesi'nde

Bahar mevsiminin bir havuza sokturduğu, bir şemsiye açtırdığı Endülüs günlerinde, üzerinde ve ayağında hiç bir şey tutmamaya, yiyecekler değiştiği için dondurma-kek dışında hiç bir şey yememeye yemin eden kızımla 8 gün oradaydık.

Tayland seyahatinde akıllandığımdan bu sefer beslenme kutusu ve Via Kap’ları yanımızdaydı. Böylece sabit kalabilen yegane öğün olan oteldeki kahvaltıdan müsli, meyve, yoğurt desteği alarak şekere teslim olmadık. Buldukça patates yedi Gökçe, beğendiyse de etimizden.

Oyunuz çocuğun düzeninden ve geziyi kültürel olarak maksimize etmekten yanaysa, buraya sadece eşle gitmek iyi bir fikir. Ama ben gördüklerinin derinlerde bir yerlerde Gökçe’de iyi kayıtlar yarattığına inanıyor, “Çocuksuz gezmem”arkadaş diyorum.

3 kent gezdik. Gördüklerimin rüya olmadığına inanmak için resimlerimize, bir de başını alıp gitmiş kredi kartı slip’lerine bakıyorum.

Kurtuba Cami’nin Orta Yeri Katedral

Beni en çok sarsan yer, en az etkileyen kentteydi: Elimizdeki akıllı telefonlardan koku paylaşımı yapana kadar kelimenin, resmin anlatmakta yetersiz kalacağı Kurtuba Cami,  benzersiz bir yapıt.

Ona ve meraklısına notlarıma da diğer yazıda bakalım.

 





Kadınının Kızı Olunca
15 Mayıs 2013

Geçtiğimiz hafta iki güzel buluşmaya katıldım.

İlki blogosferdeki her konunun blogger’ını bir araya getiren bir kahvaltıydı. Yelken yarışının olduğu ve boğazda rengarenk balon basan onlarca teknenin önümüzden akıp geçtiği sırada, Çubuklu Hayal’de kahvaltıdaydık.

Kahvaltının  sponsoru Grupfoniydi ,sahibi ise erkek arkadaşından günün sonunda keman, güller, şampanya eşliğinde evlenme teklifi alan Balköpüğü.

Tamamına ersin inşallah.

Moda bloggerlarının hemen göze çarptığı etkinlikte, bizim masa gezi, annelik ve yemek blogları arasında eşit bir dağılım göstermişti.

Organizasyona emeği geçen herkesin eline sağlık.

Adımıza hazırlanan hediye paketinin içinde benim gibi mesaisi yoğun bir anneyi çok memnun edecek, ancak alışveriş sırasında kendine yer bulamayan bilimum güzellik ürünü ve blogumuzun adına basılmış bir ajanda çıktı. Almaya asla cesaret etmeyeceğim canlılıktaki pembe, kırmızı rujlar, 80’lerde ablamdan kaçırıp sürdüğüm simli ojelerle dolu paket hayli sürpriz oldu.

Hediyeler için onlarca marka adına Balköpüğü ve Grupfoniye teşekkür ediyor, teklifle başlayan sürecin Merve’yi sadık bir okuyucumuz yapacağı annelik günlerine kavuşturmasını diliyorum.

Bioritm’de Buluşma

Cadde’de Fabrika’nın karşısındaki köşenin algısı benim için ATM’lerden ibaret olmuştur. Oysa bir güzellik mabedine ev sahipliği yapıyormuş bu bina: Her yaştan kadına en ileri teknolojiyi kullanarak güzelleşme imkanı vadeden Bioritm, ilgimizi celp eden onlarcası arasında güven telkin eden bir yer.

Gerçek yaşlarına asla inanamayacağım iki kız kardeş tarafından yönetilen merkezde, Hollywood yıldızlarının tercih ettiği markalardan Laura Mercier makyaj ürünlerini de bulabilirsiniz, diş estetiği imkanı da. Yüzdeki kırışıklıkları, çehrenizi balon haline getirmeden gideren Bioritm, aynı zamanda kısa sürede kilo vermek isteyen kadınlar için etkili bir program da uyguluyor-muş.

Türkiye’de çocuk doğurmayı ve onun eğitim sağlık masraflarını göze almış bir ebevyn olarak biliyorum ki, bu merkezleri özel günlerin adresi olmaktan çıkarıp gündelik programıma alabilmek için ekonomik gücümün çok daha fazla palazlanması lazım. Ancak güzellik bir hak ve herkesin buna erişim olması gerekir. Buradan yola çıkarak Didem Taslan’ın da katılımıyla yaptığımız sohbetten kısa başlıkları paylaşacağım sizinle.

Aman bunlar da çok beylik diyorsanız, bir sebebi var: Doğrular!

Bu buluşma için de internetanneleri.com’a ve Bioritm’e teşekkür ediyor, güzelliğini çocuğuna verdiği emeğe, uykusunu onun uykusuna hediye eden tüm annelerin anneler gününü kutluyorum.

Kızıma not: Oku, algılamanı artıracak her tür bilgiye yatırım yap. Ama günün sonunda seni güzel gözlerin ve kapıda beliriveren siluetin için davet edeceklerini unutma; baş vuracağın işe de sevdiğin adamın kalbine de.

Kategori: Genel
Etiketler: , ,




Minik Balık, Artık Küçük Kara Balık
06 Mayıs 2013

Öyle çok anlatacağım var ki Montessori üzerine, fili ısıracağım yeri tam kestiremiyorum. Hayır diyebilmek ve istediğini kovalamak cesaretine sahip olmaktan başlayabilirim belki:

Vaktinin pek inek öğrencisi olarak bir masa üzerinde çalışarak alınacak tüm aferin’leri aldım: Ne Anadolu Lisesi kaldı, ne Teknik Üniversite, ne de üstün başarı bursuyla okunmuş İngiltere gitmediğim.

Pazarlama Master’lı ODTÜ Ekonomi mezunu olarak ne mi yaptım?

Ülke ne kadar çalkalanıyorsa, ben de o kadar çalkalandım. O krize girdi, ben bulabildiğim yegane işe. Kalifiye olmayan ama politik olabilen insanların elinde kalmış şirketlerde, Okyanus’taki Minik Balık gibi savruldum. Öyle hipnotize eden komediler izledim ki, “Ben bunu istemiyorum arkadaş” demem tam 10 yıl sürdü.

10 yıl sonra anladım nefes alabilmenin ancak istediğim, sevdiğim işi yaparsam mümkün olacağını. Bir de hayır demenin, evet demekten daha riskli, ama daha elzem olduğunu.

Farklı olabilmek ve bunu bir potansiyel olarak kucaklayabilmek

Lise yıllarında beyaz üzerine çizgisi olan gömlek giydiği için kenara alınmış, azıcık başkalaşmaya cesaret eden tüm mağdurlara sorun, hayır demenin ne zor olduğunu yankılasın size. Hayatı böyle abukluklarla geçmiş olduğundan, kendi çocuğunu başka türlü yetiştirmeye ant etmiş bir anne-baba kalkanı onlar şimdi.

Onlar…

Sen ne öğrenmek istiyorsan onu seç. Ben senin yanındayım.

Onlar biliyorlar ki, öğrenme içseldir. Kendi ritminde gerçekleşir. Ancak böyle olursa çocuk tarafından benimsenir. Eğitmen denen kişi, onu izleyip sadece eşlik edendir.

Bizim Anaokulu Seçimimiz

Anaokulu seçimi konusundaki ateşten gömleği sırtıma geçirdiğimde yazmıştım, okul seçiminde dikkat edilecek kriterleri. Yazıya noktayı koyduğum yerden bakınca, çocuğuma birey gibi davranılmasının benim için ne kadar vazgeçilmez olduğunu anladım.

Montessori Okulları'nda gündelik yaşam deneyimi

Ben kızımı bir Montessori okulu olan Küçük Kara Balık’a göndereceğim.

Hissettiklerimi 3 yıl önce hisseden, bugün çocukları okuldan mezun olup ayrılsa da hayallerinden ayrılmamak için çalışmaya devam eden ebeveynlerden devralacağım bayrağı. Onlar yel değirmenlerine saldırırken, yanlarında saf tutacağım ben de, çocuğuna tepeden değil, onun gözlerinin hizasından bakanlarla.

KKBÇE Yeni Okuluna Taşınıyor

Her velinin okul ihtiyaçlarını tuttuğu yerden karşıladığı KKBÇE, daha çok çocuğa ulaşıp maliyetleri düşürebilmek için şimdi Erenköy’deki bahçesi ağaçlık nefis yerine taşınıyor ve çizgili gömleklilerle tanışmak için gün sayıyor:

Küçük Kara Balık Tanıtım Günleri

KKBÇE ile ilgili tüm gelişmeleri www.kkbce.com, www.facebook/kkbce, www.twitter.com/kkbce üzerinden takip edebilirsiniz.

Yeni dönemde Erenköy’deki yeni okulda buluşmak dileğiyle. Hayırlısı ve uğurlusuyla.

 

 

 









Bu sitede verilen bilgilerin profesyonel doktor tavsiyesi yerine geçmeyeceğini unutmayınız. Eğer ciddi belirtiler ve doktor tavsiyesi gerektiren durumlar söz konusuysa doktorunuza danışınız. Philips AVENT bu bilgilerin yanlış amaçlarla kullanılması sonucunda olabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamaz.

GİZLİLİK POLİTİKASI

YASAL UYARI
Bu blogdaki tüm fotoğraflar ve yazılar Philips AVENT'e ait olup, izinsiz kopyalanması ya da herhangi bir yerde kullanılması 5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNA göre yasaktır. İzinsiz kullanım durumunda gerekli yasal işlemler başlatılacaktır.