Hamile ve Anne | Hamile ve Anne | Page 4
Kolik Nedir? Nasıl başa çıkılır?
Düz veya İçe Dönük Göğüs Uçlarının Tedavisi (Niplette)
Bezi Bırakma ve Psikoloji Gelişim
Bebeklerde Gaz Sancısını ve Koliği Gidermenin Yolları
Çocuğunuz Karanlıktan Korkuyor Mu? 
18 Haziran 2016

Gökçe (6 yaş) geceleri genişleyip her şeyi yutacak kadar büyük bir ağzı olan karanlıktan şimdi korkmuyor ama 3,5 civarında bir ara çok korkmuştu. Onun yaşındayken karanlıktan ben de ölesiye korktuğumdan, korkusu yakın gelmişti bana.

Görsel babycenter.com'dan alınmıştır.

Küçükken yaşadığımız Ümitköy, Ankara’nın şehir bitti tabelasının 10 km. gerisinde başlardı: Gündüzleri yeşil bir deniz gibi dalgalanan buğday tarlaları ile masalsı; geceleri ise Miyazaki’nin Ruhların Kaçısı’ndaki kasabası gibi ıssız olurdu. Evin salonu, girmemize izin olmayan tek oda olduğudan, en çok onun önünden geçerken korkardım karanlıkta. Dışarıyı içeriye alan sokak kapısına da yakındı zaten bizim salon.

Çocuğun girmesi yasak olan salon, o yıllarda hayret edilen bir şey değildi elbet; hatta o yılların kelime bulutundaki en büyük öbekti. Evet ya, bizim nesil siyah beyaz televizyonla ve sadece misafirin kullanımı için ayrılmış misafir odasıyla büyümüştür. Çok mu 1976?

Neyse, yanımda benden 4 yaş büyük ablam olmadan önünden bile geçmezdim salonun. Nice sonra yanımda ablam olmadan büyük kentlerde yaşamak da istemediğimi fark etmiştim, ama bu başka bir yazının dökümüdür…

Yanında benimki gibi elini tutacağı bir ablası olmadığı için Gökçe’ye üzülmüş, masum addettiğim çizgi filmleri izlediği TV’yi kapatana kadar da geçirememiştim korkusunu.

Yazının ortası gelmişken söyleyeyim…

Çocuklar için çok az çizgi film olduğunun farkına varmış bulunmaktayım. Sürekli aynı tonda konuştuğu için 3 izlemeden sonra bir yetişkini nakavt edip yere serebilecek Caillou hariç, hemen hepsi küçümenlerin korkularını besleyecek öğeler içeriyor; ve dahi 80’lerin tapılası Tom ve Jerry’si bile.

Animasyon endüstrisinin çocuğu değil, çocukla seyri paylaşan yetişkini eğlendirdiğinin farkındasınız değil mi?

Neyse, ben TV düğmesinin azmettirdiği korkuya ayana kadar Gökçe’nin bulduğu çözüm bizim yanımızda yatmak olmuştu. Attachment Parenting’ci* olduğumuzdan, eşimle aramıza koyacağı mesafeye razı olmuş, onun vaktiyle mağaralarda benzer şekilde tesis edilen, haliyle genlerinde olan güvende olma ihtiyacına saygı göstermiştik.

PicCredit: https://www.tumblr.com/tagged/monster-under-bed

Şimdi eski kurt dedeyi dinler gibi okuduğum Jean Jacques Rousseau’nun Emile’ini o zaman okumuş olsaydım, onun önerdiği gece oyunlarını kurar, korkusunu sadeleştirirdim oysa.

Jean Jacques Rousseau Karanlığı Sevdirmek İçin Neler Önerir? 

Geceyi keyifli hale getirin diyor özetle topluma sözleşme yazdıran büyük usta ebeveynlere. “İçinde sürprizler barındırdığını bilirlerse, çocuklarınız karanlıktan keyif alabilir,” diyor önermesi.

Misal…

“Bu gibi oyunlar gecenin inceliğini ve ruhunu kavramayı sağlar,”  diyor Rousseau.

“Dahası için hayal gücünüzü kullanın. Eğer size her şeyi en ince detaylarına kadar anlatmam gerekiyorsa, beni hiç okumayınız,” diye de azar kayıyor. O nedenle oyunları hayal gücünüze bırakıp, önerileri kısa kesiyorum. Gece karanlıkta siz eğlenin, çocuğunuz da mesajı alacaktır diyor yaĞni, çok mu 1762?

* Çocuğun ihtiyaçlarını öncelikli gören yeni nesil bağlanma tipi ebeveynlik. Bizim jenerasyonda biraz eskidi ama, bir üst ekol modeli henüz sürülmedi sanırım piyasaya.





Bir Yetişkin Hastalığı Olarak DEHB
14 Haziran 2016

DEHB yani Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu. Çağımız çocuğunun – anne babasının demedim farkındayım- korkulu rüyası.

Vizyonda gereğinden uzun kalan bu korkulu rüyayı günümüz çocuğu korkulu gözlerle izliyor, zira hemen hepsi aynı yaftayı yemeye hazır: Biraz kıpradı mı çocuk, ötelerden bir kaş yükseliyor: Sizinki biraz aktif mi?

Dikkat toplayamama, aşırı hareketlilik, kontrol bozukluğu olarak öğelerine ayırabileceğimiz DEHB, Türkiye’de 600.000 civarı kişide görülüyor. Bebeklikten başlayıp ömür boyu sürebilen bir sorun olarak tanımlanan DEHB’nin, çocuk ve ergenlerin %5,3’ünü etkilediği söyleniyor*.

Lakin ben bu rakamın fazlaca abartıldığına inanıyorum.

Yetişkinler için bir şey demeyeyim ama çocuklar için tehlikeli bir tanımlama yapıldığına kaniyim. Modern çağın gazladığı her hastalık gibi bu hastalığa konan tanıların da büyük kısmının doğru olmadığını düşünüyorum: Bizim neslin görmediği kadar çok alerjik veya hiperaktif çocuk var şu an.

Alerji mağduru çocuklar, testler, tanılar, yanlış tedaviler ve onunla ilişkili endüstriyel gelirler bir başka yazının konusudur ama bu DEHB, daha sinsi bir hastalık bence. Çünkü çok daha egoist bir yerde baş veriyor: Tahamülsüz yetişkin ruhunda. 

Geçenlerde oğluna hiperaktivite teşhisi konmuş bir baba ile tanıştım. Bakıyorum çocuğa, diğerleri ne kadar koşuyorsa, o da o kadar… Gökçe’yle beraber parende atarken “Bizimkini durdurmak için ilaç kullanıyoruz” deyince “Başka bir çocuğunuz daha mı var?” diye soruyorum hayretle!

dehb_doga

Prof. Ahmet Aydın’ın önerdiği şekerden, buğdaydan uzak Taş Devri Beslenmesi’nden, bir arkadaşımın önerdiği, taparak okuduğum Doğa’daki Son Çocuk Kitabı’ndan ve Amerika’da DEHB teşhisi konan çocukların artık sakinleştirici kapsüllerle değil doğa terapisi ile tedavi edildiğinden bahsediyorum; boş boş bakıyor bana: “İlaç kullanmak o kadar da kötü bir şey değil” diye geriliyor önüme.

Yetişkin egosunun bir başka Berlin Duvarı’na tosladığımı anlıyorum. Bu savaşı kazanamam biliyorum. Bir çocuğu hiç bir kalem kendi ebeveyninden koruyamaz, bir kez daha kahrediyorum.

Ama soralım… Niye durmaz bazı çocuklar?

Evlerin artık eşya yığını haline gelmiş, huzur vermekten ziyade stres yaratan obez mekanlar haline gelmesi olabilir mi sebep?

Ya da çocuğun bir kapatma düğmesinin olmadığı, yetişkin ruhunun saatine uyumlanmakta zorlanabileceği gerçeği. Ben bir gece evvel partilediysem o güzel kentte, benimle aynı uçağa binen çocuk da uykusunu alamamış olabilir mi acaba bi’ ihtimalle?

Sir Ken Robinson’ın efsane bir TED sunumu vardır, belki biliyorsunuz.

Adı henüz konmadığı için DEHB teşhsi konmamış ama okulda uyumsuz ve başarısız bulunmuş Gillian Lynne bir uzmana götürülür. Annesinin şikayetlerini yirmi dakika boyunca dinleyen uzman, annesi ile yalnız görüşmek istediğini söyler ve çıkar odadan. Tam çıkarken radyoyu açar.

İçeriyi gözlemledikleri yerde annesine şöyle der: “Bayan Lynne, çocuğunuz sorunlu değil, bir dansçı. Düşünebilmek için hareket etmeye ihtiyacı var.”

O muayene o gün ona ilaçlar yerine bir dans okulu reçete etmiştir. Nice sonra Gillian Lynne’in baş dançı olmasına, Cats gibi çok uzun süre sahnelenen efsane müzikallerin koroegrafisini yapmasına, kendi şirketinin olmasına, milyarder olmasına hatta Dame olarak şövalye payesi almasına şaşırmış mıyızdır?

Hayır. Yeter ki o çocuğun bastığı tahammül sınırı bizimki olmasın.

O yüzden biri size “Sizin çocuğunuz çok hareketli, duramıyor.  Onu bir doktora götürün” diyorsa, boş verin bence. Bu yüzden gereksiz yere ilaç alan kim bilir kaç vizyon mağduru çocuk var bu ülkede.

 

 

* Bilgiye kaynaklık eden eğitimin notları burada.

 





Barbie Asla Erkek Oyuncağı Olamaz, Çünkü…
31 Mayıs 2016

Bu ergenlik meselesi beni çok ürkütüyor. Kaçamadığımız grip salgını gibi çullanacak üzerimize malum.

Gökçe’nin ergen olmasına henüz bir 5 yıl daha varsa da, erken ergenlik sinyallerini verdikleri 6 yaş itibarı ile konu gündemimdeki mühim yerini şimdiden aldı. Sanki anne-babalık sürecindeki amiral sorun gemisi bu olacak ve ben onu nasıl yüzdüreceğimi bilirsem limana yanaşabileceğiz ancak.

Üstelik şimdi bir de sosyal medya var. Gökçe’nin ergenliğine kadar sosyal medyanın ne hal alacağını kestirmek imkansız olsa da, bugünün ergen kızları için sosyal medyanın etkilerinden çok çekindiğimi belirtmek zorundayım.

PicCredit: http://www.newcreationsboardingschool.org/raising-a-screenager-reviving-the-art-of-conversation-part-2/

Zira kendimi içinde iş sahibi olarak bulduğum sosyal medya, kız çocuklarını erkeklerden farklı bir yerden gıdıklıyor, biliyorum. Erkekleri şiddet oyunları ile pençesine alan teknolojik çağ, kız çocuklarını ağına görünümleri üzerinden takıyor.

Kızlar “çekici” olma baskısı altında bir kimlik inşa etmeye çalışıyorlar. Onlar için öncelik yazık ki nasıl göründükleri.

Üstelik bunu sadece ben değil, Screenagers filmi için yapılan araştırma da böyle söylüyor. Hatta araştırma diyor ki, görünüm erkekler için o kadar da önemli değil. HT Hayat ile özel gösterimini izlediğimiz filmdeki çalışma bakın şöyle yapılmış:

  • Lise çağında bir grup öğrenci kız ve erkek olarak ikiye bölünüyor. Daha sonra her iki grubu yine ikiye bölerek bir kısmına mayo, bir kısmına süveter veriyor ve bir matematik testini çözmelerini istiyorlar.
  • Sonuç 1: Süveter giyen kızlar, mayo giyen kızlardan daha başarılı oluyor.
  • Sonuç 2: Sınav sırasında ne giyindikleri erkek çocukların performansını etkilemiyor.

Ergenlik denen engebeli yolu yürümüş bir anne olarak, iç sesim de aynısını söylüyor. Kızların hormonal düzenekleri erkeklerden farklı. Bilimsel olarak. Çok net. Nokta.

Eline net bağlantılı telefon alan ergen bir kız çocuğu biliyor ki, sosyal medyada alacağı beğeni sayısı nasıl göründüğü ile ilgili. Bu da anne olarak soyal medyadan da, ergeninden de önde deparda olmak demek. İçine doğdukları teknolojiyi çok iyi bildikleri için, “Çocuğumu sosyal medyadan nasıl korurum” temalı maçta, bizi alt edebilecekleri ihtimalini  gözden kaçırmadan hem de.

Benim seti vermeye niyetim yok, nasılını Nilüfer Devecigil’den dinledim. Sonraki yazıda devam edelim mi?





Çalışan Anne, Çalışmayan Anne
27 Mayıs 2016

Çalışan annelerin çocuklarının bilişsel işlemlerdeki performansının, çalışmayan annelerin çocuklarına göre daha yüksek düzeyde olduğunu biliyor muydunuz? Valla, aynen böyle söylüyor araştırma*.

Ekran Resmi 2016-05-18 15.17.27

Üstelik ben de aynı karineye sahibim.

Çalışsam mı, çalışmasam da çocuklara mı baksam konusunda yaptığınız vicdani muhasebeye yensini mi ekledim?

Hem de iyi bakıcı bulmak bu kadar zorken. Hem de işe gitmek İstanbul denen trafik kazanında, saatlerinizi kepçeliyorken, hem de kayınvalideniz ya da annenizin ebeveynliği ile çocuğunuzu büyütmek istemiyorken…

Zor dostum. Çocuğa bakım veriyor olmak başlı başına zorken, bizim ülkenin şartlarında süreci yönetmek gerçekten zor.

Çoğu kez yapılan kariyerden vaz geçmek olsa da, bunun riskleri konusunda uyarmak istiyorum anneleri. #kişiyegöredeğişir’se de, benim kanım da annenin çalışmasının toplamda aile için daha iyi olacağı yönünde. Neden mi?

Üretken olmaya, süreçlerin tıkanıklarını çözmeye, projeler devirmeye alıştıysanız, bir zaman sonra ev işlerinin rutini bir karabasan gibi çullanıyor üzerinize. Aynı gömleği defalarca katlarken, aynı çocuk kitabını tozunu bininci kez aldığınız rafa kaldırırken, oyuncakları yerlerine koyup beşbininci maydanozu keserken; okumuş, üretken halinizle bir kopukluk yaşamaya başlıyorsunuz. O zaman çocuk sahibi olma durumu bir fay hattı açıyor eski kendinizle aranızda. Bu kopuş çok uzun sürecek olursa, bazen depresyonda son buluyor.

Ya çocuk için? Evdeki annenin artısı, ofisteki anneden daha çok değil mi? ‘Not necassarily’ der İngiliz buna. ‘Şart değil’ ya da ‘belli olmaz’ diye de çevirir sözlük.

Çocuklu hayatın altın kuralı burada da parlar çünkü: Anne iyi olacak ki, çocuk da iyi olsun. Annenin mutlu olmadığı bir çocuklu hayat denklemini çözmek imkansızdır çünkü ve kendin olamadan anne olmak imkansız.

Tecrübeliler bilir, evde olmak, çocuktan çok; ev işlerine zaman ayırmak zorunda kalmaktır. 21. yy’ın o kadar çok ıvır zıvır sokmuştur ki evlere, onu toplamaktan çocuğa vakit ayırmaya derman kalmaz.

En iyisi çocuğuna kendin bakarken, yarı zamanlı çalışmaktır. Bu durum çevremde şahane girişimci anneler de yaratmıştır.

Son söz: Çalışan anne etiket bulutundan vicdan azabı ve suçluluk öbeğini çıkaralım bayanlar.

 

 

 

 

 

* Ergin, T., Bilişsel Değerlendirme Sistemi, Beş Yaş Çocukları Üzerinde Geçerlik, Güvenirlik ve Norm Çalışması, Yayınlanmış Doktora Tezi.

 





Ekran Nesli ve Bağımlılık Tehlikesi – 3
23 Mayıs 2016

Selam,

Ht Hayat ve Nilüfer Devecigil ile özel gösterimini izlediğimiz Screenagers -yani Ekran Nesli- filminden bahsetmeye devam. Yazının ilk bölümünde sorunun adını koymuş, ikinci bölümünde nasıl bağımlılık tehlikesi yarattığından bahsetmiştik. Gelelim yeni başlığa:

Şiddet İçerikli Oyunlar ve Çocuklar Üzerindeki Etkisi

Film bakımından sorumlu olduğu torununun çok fazla şiddet içerikli oyun oynadığından yakınan tonton bir siyahi büyükanne ile devam eder. Torunu kendini savunur: “Bunlar şiddet değil, polis oyunları!”

games-2

Çocuğun pekala da farkında olduğu sorununa meşrutiyet kazandırma gayretine bakar mısınız? Haksız da değil hani. Bu nokta bir ebeveynin nefesini tutmasına sebep olacak kadar sert biliyorum; ama bu şiddet içerikli oyun endüstrisi bakın nasıl başlamış:

Amerikan Ordusu, savaşa yollayacağı askerleri öldürme konusunda eğitmek ve his hissizleştirmek ister. Bunun için de animasyonu yardıma çağırır.

Türün ilk oyunun çıkış amacını bilmek, çocuğun elinden konsolu almanıza yeter mi bilmiyorum. Umarım yetmiştir.

Oysa bilge der ki, eğitici oyun strateji öğretir, kavramları inşa etmesine yardımcı olur. İnsanların öülümüne karşı çocuğu hissizleştirmez. Tersine empati kazandırır. Bu nedenle sosyal oyunlar oynayan çocuklar, diğer insanlara daha fazla yardım etme eğiliminde olur.

Araştırmalar, şiddet içerikli oyunların çocuklardaki hassasiyeti azalttığı noktasında hemfikir. Bir kaç paragraf yukarıdaki babaanne torununu engellemek istediğinde, çocuğun bundan vazgeçemediğini – bkz. dopamin ve bağımlılık başlığı-, torununun başka bir insana dönüştüğünü görmüş ve torununun okulundan yardım istemiş. Okul der ki…

Ekran kullanımı tamamen yasaklanamayacağına göre, yapılması gereken bir denge kurulmasına yardımcı olmak. 

Haklardan Mahrum Kalma

İşe kısıt koymakla başlıyor çözüm süreci. Evdeki kurallara uymayan çocuğun ekran kullanımı 2 saatten 30 dakikaya iniyor. Haklarını kaybeden çocuk zaman içinde mesajı alıyor.

Peki ekranın yerine ne koyulmasını öneriyor film? Bir müzik aleti çalmayı, bir grubun parçası olmayı ya da balık beslemeyi; özetle bir hobiye tutunmayı. Çünkü araştırmalar, çocukların okuldan sonra bir aktivite ile uğraştığında, çok daha başarılı olduğunu söylüyor.

Yani sevgili anne baba, şiddeti azaltmanın yolu, çocuğu eğlenebileceği aktivitelerin içinde tutmak. Kendini iyi hisseden çocuk için zor değil konsoldan uzaklaşmak.

 









Bu sitede verilen bilgilerin profesyonel doktor tavsiyesi yerine geçmeyeceğini unutmayınız. Eğer ciddi belirtiler ve doktor tavsiyesi gerektiren durumlar söz konusuysa doktorunuza danışınız. Philips AVENT bu bilgilerin yanlış amaçlarla kullanılması sonucunda olabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamaz.

GİZLİLİK POLİTİKASI

YASAL UYARI
Bu blogdaki tüm fotoğraflar ve yazılar Philips AVENT'e ait olup, izinsiz kopyalanması ya da herhangi bir yerde kullanılması 5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNA göre yasaktır. İzinsiz kullanım durumunda gerekli yasal işlemler başlatılacaktır.